"PEYGAMBERİMİZİN EVİ YIKILDI DİYE AĞLAYAN “HACI” VAR MI?"


()

28.01.2013

 

Aranızda peygamberin evi yıkıldı diye ağlayan hacı var mı?
Kabe’nin etrafını saran emperyalist gökdelenlere bakıp kahrolan, bunun için gözyaşı döken Hacı var mı? Hacca giderken kendisine dolar ve avro dayatıldığı için Hac’cı red eden hacı var mı? Arabistan’da, Mekke’de, Medine’de kutsal emanetlerin menkul ve gayrı menkullerin bir bir yok edilmesine karşı çıkıp yürüyen, sesini çıkaran, direnen bir hacı var mı? Arabistan’da bu mümkün mü? Ama yapılan yanlışlara kim dur diyecek? Artık demelerine gerek kalmadı. Peygamberin evi yıkıldıysa geçmiş olsun!
Cumartesi akşamı… Normalde dinlenip yatmam gerekiyor. Ancak boş geçirecek bir tek dakikam yok. Çünkü baş döndürücü bir hızda hep aleyhimize gelişen olayları fark ettiğimde yazmam, halka ulaştırmam gerektiğine inanıyorum. Hem Pazar akşamı basılacak olan gazete için haber yazıyorum hem de köşe yazımı hazırlıyorum. Bu arada televizyonda “Ezber Bozan” programına da kulak misafiri oluyorum. Kanal Ulusal Kanal.. Bu arada İskenderun’dan gelen Patriotlar için yapılması planlanan ve Saadet Partisi’nin öncülük ettiği “Patriotlar Gelmesin, Biz geliyoruz” mitingi sessiz, sedasız iptal ediliyor. Ne Saadet Partisi’nden bir açıklama geliyor, ne de medya bundan söz ediyor. Sadece TGB’liler ve Komünist Parti üyeleri bunlara karşı çıkıyor. Onları da medya görmezlikten geliyor!..
 Arabistan’da, Mekke’de bulunan Peygamberimiz Hz. Muhammet (S.A. V) Efendimizin evinin yıkılışını gösteren bir fotoğraf gösteriliyor. Bizim hacılarımız daha Arabistan’dan kutsal addedilen Mekke’den yeni geldiler. Türkiye’de bu dönemde yaklaşık 140 bin kişi daha “Hacı” oldu. Günahlarını oraya bırakıp geldi! Pirimpak oldu. En azından kendi vicdanında, imanında, ruhunda tertemiz oldu. İslam’ın 5 şartından birisini gerçekleştirmenin mutluluğuyla Yaratan’a şükranlarını sundu. Bundan sonraki yaşamını tamamen uhrevi dünyaya vakfetti. Artık onlar teraziye el değdirmez, dünya işine karışmaz. Elinde tespihi ölene kadar çevirir. Ama Hacı olmanın kriteri bu mudur? Tabii ki tartışılacak kısa tanımlamalar yaptığımın farkındayım. Ancak; Hacca gidip te Hz. Peygamberin bu yıkılan inşaat alanı haline getirilen o yerden haberi olan var mı? Peygamberimizin hayatını anlatı anlatıp gözyaşlarına boğulan hoca efendiler bunun için bir tek kelam ettiniz mi? Oraya giden 5 milyon Hacı sadece Kâbe etrafında dönme, Mina’ya çıkma, şeytan taşlama dışında ne yapıyor. Kendisi adına kesilen kurbanı bile göremiyor. Bu insanlar sürekli ağlıyor. Kutsal topraklarda yapılan travırslara ağlayanınız var mı? Yok edilen İslam tarihine, peygamberimizin yıkılan evi için ağlayan var mı? evini gören oldu mu? Siz, bugüne kadar herhangi bir AKP’liden yukarıdaki olsun, aşağıdaki, taşradaki olsun bu konuda bir beyan duydunuz mu? Türkiye’yi koruyacak Patriotlar geldi deyip konuşanlar, bu konuyu ağızlarına bile almıyorlar. Katar Kralı Netanyahu’ya seçim çalışması için kullanılması için 3 milyon dolar para hibe ediyor! Ama söz konusu 1.500 yılık İslam tarihinin yanıkları olan tarihi eser için kılını kıpırdatmıyorsa. Burada bütün İslam Âlemi Katar’a, Suudi Arabistan’a, Dubai’ye, AKP’ye dikkat edecek!.. Bunlar nasıl bir anlayışın argümanlarıdır?.. Ben Hacı olduktan sonra çok etkilendiği için 20 bölüm halinde “Hac İzlenimlerini” yazan Yazar Ömer Yerlikaya’yı bu konuda araştırma yaparak daha uzun bir yazı kaleme almasını istirham ediyorum, yani rica ediyorum. Hacı Ömer Yerlikaya o zaman daha çok dikkate alınacaktır. O sevdanın atom parçacıklarına dokunmuş olacaktır. Yoksa bu şekilde gördüğünü, yaşadığını, ağladığını, duygulandığını, çok etkilendiğini anlatması her zaman oluşan ama niçin? Neden, nasıl diye asıl derinlerde sorgulanması gerekenleri anlatmış olmuyor. Bu bir eleştiri değildir. Bir başka açıdan o topraklarda Müslümanlara nasıl bir rol verilmiş, neleri görmelerine, yapmalarına izin verilmiş, neler yasaklanmış? Bunları araştırmalarını isterim. Ve maalesef orada ne yapılacağına “Vahabi” anlayışı karar veriyorsa vah ki vah!..
Buyurun birlikte Arabistan’da neler yapılıyor bakalım. Bunları hacılar bilmez. Çünkü onların görmeleri demek orada kıyametin kopması demektir.
Dünyanın kalbi ve beyni olan Mekke ve Medine'nin idâresi 1. Cihan Harbi'nden beri Suûdî Hânedânına emânet. Osmanlılardan sonra bu emâneti teslîm alan Suûdî Hânedânı'nın Harem-i Şerif'e hizmetleri elbette ki takdîre şâyan. Peygamberimizle birlikte ashâb-ı kirâmın aziz hâtırâlarının tıpkı Kâbe gibi kıyâmete kadar bâkî kalmasını temin etmek de bu emânâtı teslîm alanların vazîfesi.
YOKOLAN KUTLU MEKÂNLAR
Görünen o ki, Kâbe'yi korumak maksadıyla Sultan 1. Abdülhamid tarafından yaptırılan Ecyad Kalesi gibi Peygamberimizin evi de yıkılacak. Mina'da daha önceleri var olan ancak yol çalışmaları sebebiyle yıkılan kutsal mescitler gibi yıkılacak. Mina'nın ortasında, Kevser Sûresi'nin nâzil olduğu "Kevser Mescidi" mevcuttu. Büyük Şeytan'a yakın "Biat Mescidi" vardı. Hz. İbrahim'in, üzerinde koçu kurban ettiği kayanın bulunduğu "Kebş Mescidi" vardı. Safaih ve Mina Mescitleri gibi târihî husûsiyeti olan başka mescitler de mevcuttu. Bunların hepsi Suûdî idâresi tarafından, modernleştirme çerçevesinde yıkıldı.
Mekkelilerin fetih günü Peygamberimize biat ettikleri yer olan Sûk el-Ganem'de (Koyun Pazarı) bulunan "Biat Mescidi" de yok artık. İslam dîni dünyanın dört bir yanına buradan yayılmıştı hâlbuki. Fakat bugünlerde bu mescidin yeri dahi belli değil.
YERYÜZÜNÜN MERKEZİ EBU KUBEYS TEPESİ
Peygamberimizin en büyük mûcizelerinden biri olan Şakk-ı Kamer (Ayın ikiye bölünmesi) mûcizesi Mina'da gerçekleşmişti. Efendimiz'in işâret buyurmasıyla ay ikiye bölünmüş, yarısı Ebû Kubeys Tepesi'nin üstünde, diğer yarısı da Kuaykaan Dağı üzerinde görünmüştü. Bu büyük mûcizeye işâret olarak Ebû Kubeys Tepesi üzerine bir mescid yaptırıldı. Şakk-ı Kamer Mescidi ismiyle bilinen bu mescid de, bu mescidin üzerinde bulunduğu Ebû Kubeys Tepesi de yok şu anda. Hattâ o Ebû Kubeys Tepesi ki; Cennet'ten gelmiş bir taş olan Hacer'ul-Esved bu tepeye indirilmiş, Hz. İbrahim insanları bu tepeden hacca dâvet etmiş, Hz. Muhammed peygamberliğini ilk bu tepede îlân etmiş ve insanları ilk defâ açıktan açığa bu tepeden İslâm'a dâvet etmişti. Hz. Âdem, Hz. Şit ve Hz. Havvâ'nın mezarlarının da burada olduğu mervîdir. Şu an bu tepenin olduğu yerde, hacca gelen devlet büyüklerinin ağırlandığı Kral Sarayı boy gösteriyor. Bu tepenin yeryüzünde ilk yaratılan, ya da ilk kara parçası olarak ortaya çıkan yer olduğu konusunda rivâyetler de mevcut.
MEDİNELİ İLK MÜSLÜMANLARIN MESCİDİ: AKABE
Medineli ilk Müslümanların Akabe'de Müslüman olup, biat ettikleri yere 871 yılında Abbâsi halifesi Ebû Câfer Mansur tarafından yaptırılan ve Osmanlı Sultanı Abdülmecid tarafından şimdiki hâliyle restore edilen "Akabe Mescidi" de Mina'ya giden yolun düzenlenme çalışmaları sebebiyle yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Sultan Abdülmecid'in restore ettirdiği sarı renkli bu mescid, kapısındaki pâdişâhın tuğrasıyla birlikte hiç değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelebildi.
HZ. HATİCE'NİN EVİ
Hz. Hatice, Hz. Fâtıma ve diğer çocuklarını bu evde dünyaya getirdiği için Mevlîd-i Fâtıma (Fâtıma'nın doğum yeri) ismiyle de bilinir bu kutlu mekân. Rasûlüllah, Hz. Hatice ile bu evde evlenmiş, Medîne'ye hicretine kadar da bu evde oturmuştu. Sonraki yıllarda Hz. Muâviye tarafından satın alınarak mescide dönüştürüldü. Lâkin bu ev de diğerlerinin uğradığı âkıbetten kurtulamayarak yıktırıldı.
Hz. Hatice, Peygamberimizle evlenmeden önce Ebû Kubeys Tepesi önlerinde bir başka evde oturuyordu. Peygamberimizle evlendikten sonra Mescid-i Haram'ın Merve Kapısı karşısında 15 metre kadar ileride bulunan yeni evine taşınırken, Ebû Kubeys Tepesi önlerindeki eski evini de ilk kızı Zeynep'e evlilik hediyesi olarak vermişti. Peygamberimiz Hz. Hatice ile evlendikten sonra oturacakları evi, Hz. Hatice'nin yeğeni Hakîm bin Hizam'dan satın almış ve Hz. Hatice ile buraya yerleşmişti. Bu evin 3 odası vardı. Peygamberimizin Medine'ye hicret etmesiyle Hz. Ali'nin ağabeyi Âkil bin Ebû Tâlip evi sattı. Hattâ Peygamberimiz Mekke fethi sonrasında "Nerede kalacaksınız yâ Rasûlâllah?" diye soranlara "Âkil bize kalacak ev mi bıraktı?" diye sitemli bir cevap vermişti. Hz. Muâviye halîfe olunca bu evi satın alarak tâmir ettirdi. Osmanlılar dönemine kadar hiç değişmeden gelen bu evi Kânûnî Sultan Süleyman mescide çevirmiş, üzerine bir kubbe, içine de bir mihrap yaptırmıştı. 3 odalı bu mescidin sağındaki oda, peygamberimizin Cebrail ile çok defâ görüştüğü oda olduğu için bu odaya "Vahiy Odası" denmiş, bir diğer odada ise Hz. Fâtıma doğmuştu. Bir zamanlar Mekke'de Kâbe'den sonra en hayırlı ev, Peygamberimizle Hz. Hatice'nin evlendiği bu ev kabul edilirdi. Bu kutlu mekân da şu an yok olmuş durumda.
söz olarak derim ki:
Peygamberimiz Mekke'den Medine'ye hicret edince, Hz. Hatice ile birlikte yaşadığı evini emânet olarak amcasının oğlu Âkil bin Ebû Tâlib'e bırakmış, Âkil de o evi satmıştı. Mekke'nin fethinde ise nerede kalmak istediğini soranlara Peygamber Efendimiz "Âkil bize kalacak ev mi bıraktı?" diye sitem etmişti. Şimdi de Peygamberimizin evini yıkarsanız, Efendimiz aynı şekilde size sitem etmeyecek mi: "Suûdiler bize kalacak ev mi bıraktı?"
Kâinâtın iftihârı bu mahallede doğdu
Peygamberimizin doğduğu ev, babası Abdullah ile annesi Âmine'nin eviydi. Efendimiz bu evde doğdu ve 6 yaşına kadar çocukluğu bu evde geçti. 6 yaşında iken annesi Âmine Hâtun, Medine'ye 45 km mesâfedeki Ebvâ'da vefât etmiş ve oraya defnedilmişti. Babası Abdullah ise Medine'de Dâru'n-Nâbiğâ'da vefât etti. Her ikisinin mezarı da mevcuttur.
Peygamberimizin doğduğu bu ev Emevîler döneminde câmiye çevrilmişti. Abbâsîler döneminde restore edildi. Osmanlılar döneminde ise, Rasûlü Ekrem'in doğduğu odanın üstündeki kubbe, Kânûnî Sultan Süleyman tarafından yeniden yaptırıldı. Kânûnî ayrıca, ikisi Allah'ın evine (Kâbe'ye), biri de Rasûlüllâh'ın evine (bu eve) olmak üzere altından 3 kandil hediye etmişti.
Sultan 3. Mehmet bu mescidi yenileyerek kubbesini genişletti ve büyük bir minâre ilâve etti.İlk Suud Kralı Abdülaziz bin Abdurrahman es-Suud ise bu mescidi yıktırıp, yerine kütüphâne yaptırdı. Uzun süreden beri kütüphâne olarak ziyâret edilen 2 katlı beyaz renkli bu ev şimdilerde tekrar yıkılıp, Büyük Mekke Projesi'ne fedâ edilme tehlikesiyle karşı karşıya. (Az ilerisinde ve Kâbe'ye daha yakın bir yerde Ebû Cehil'in evi vardı. O da yıllarca helâ olarak kullanıldıktan sonra yıktırıldı ?)
HZ.PEYGAMBER'İN EVİNİ SATTILAR
Peygamberimiz bu evi hicret esnâsında Hz. Ali'nin ağabeyi olan Âkil bin Ebû Tâlib'e vermişti. ( Evin arkasındaki tepe eskiden Benî Hâşim mahallesiydi ki, peygamberimizin amcası Ebû Tâlip ve dedesi Abdülmuttaip'in evleri de buradaydı. ) Âkil'in torunları bu evi Haccac bin Yusuf es-Sakafî'nin kardeşi Muhammed bin Yusuf es-Sakafî'ye satmış, o da "Beyzâ" isimli evine ilâve etmişti. Uzun süre Muhammed bin Yusuf'un ismine izâfeten meşhur olmuşsa da, h. 771 yılında Abbasi Halifesi Harun Reşid'in annesi Hayzerân evi satın alıp, es-Sakafî'nin evinden ayırarak mescide çevirdi. Ve uzun süre Muhammed bin Yusuf es-Sakafî hânesi diye anılan bu eve artık "Mevlidi'n-Nebî" ismi verildi. Hayzarân, Sakafî'nin evini de yıktırıp, temelini bu mescide çıkan bir sokak hâline getirdi. Bu sokağa da "Mevlid Sokağı" denildi.
Mescidin 2 kubbesi vardı. Tam ortasında da kubbe ile örtülü kırmızı kırmızı perdeleri olan bir oda vardı ki, peygamberimiz bu odada dünyaya gelmişti.
Mekke ulemâsı her sene, peygamberimizin doğum târihi olan rebiulevvelin 12. gecesi akşam namazını müteâkip meşâle ve kandiller yakarak umum cemaatle birlikte Mescid-i Haram'dan Peygamberimizin evine giderler, duâ ve niyazlar akabinde yatsı namazı için Kâbe'ye dönerlerdi. Bu âdet Sultan 2. Mustafa'nın fermânıyla başlatılmıştı. Günümüze kadar hassâsiyetle korunarak gelmiş olan bu kutlu mekân, artık yerini koca koca otellere terk edecek ve Yüce Nebî'nin çocukluğuna âit tüm hâtırâlarla birlikte yok olup gidecek. Neden? Hacılar rahat etsin diye. Peki çok mu rahat edecekler Efendimiz'in evi üzerinde inşâ edilmiş devâsâ otellerin odalarında gezinirken.
Büyük Mekke projesi
2008 yılından beri devâm eden bir proje var Mekke'de: Büyük Mekke Projesi. Bu proje sâyesinde Kâbe-i Şerîf'in etrâfı otellerle otoparklarla öyle modern hâle getiriliyor ki, hac esnâsındaki izdiham ve kargaşa en aza indirilmiş oluyor. Hacılar, uzaktaki otellerden Kâbe'ye gidip gelme zahmetinden kurtulacaklar belki fakat Harem-i Şerif, Kâbe'nin etrâfına yapılacak olan devâsâ otellerle neredeyse ABD'de bulunan Manhattan adasındaki gibi bir görünüm kazanacak. Allah'ın evi olan Kâbe-i Şerîf de, bu devâsâ otellerin arasında, cim karnında nokta gibi kalacak. Ayrıca bu proje çerçevesinde Mescid-i Haram'ın 95 kapısından en kutsalı olan Bâbüs-selâm'ın tam karşısındaki, Peygamber Efendimiz'in doğup büyüdüğü evin de yıkılacağı söyleniyor. Tıpkı Hz. Ebu Bekir'in evinin yıkılarak yerine devâsâ bir otelin yapılmış olması gibi.
Ben bu yazının üstüne bir şey diyemem. Ya siz?
ESEN KALIN.

Bu makale 8506 kez okundu.