"ŞİİR USTASI HASAN ÇELEBİ’NİN ARDINDAN"

Rasim YILMAZ
(rasimyilmaz08@hotmail.com)

24.09.2008
Cinlerin ördüğü bir perdemidir belli değil
Artvin yerde midir gökte midir belli değil.
                                            Hasan Çelebi
                Yakınlarımızın, dostlarımızın, sevdiklerimizin bir gün gideceğini bilsek de, yinede gitmez sanırız. Oysaki bir bakarız ki sessiz sedasız kayıp gitmiş bir yıldız misali, tıpkı şiir ustası Hasan Çelebi gibi.
                O Borçka’nın sarp yamaçlarında, her gün Çoruh’un hırçın homurtularıyla büyümüş, olgun ve dingin yanını, bin bir çeşit rengi bağrında barındıran doğadan, asiliğini ise deli Çoruh’tan almış bir delikanlı. Geldiği doksanında delikanlılığından hiç bir şey kaybetmemiş bir Artvinli.
                Kendisiyle 2000 yılında telefonda kararlaştırarak Ankara Artvin Kültür ve Yardımlaşma Derneğinde tanıştığımda şiir üzerine söyleşmiş, kolayca kaynaşmıştık. 27 Ocak 2001 günü ise, kendisiyle dernekte bir söyleşi düzenleyerek, söyleşi metnini Bizim Atabarı dergisinin 2001 Mart sayısında yayınlamıştık. Yine şairin 88. doğum günü, 3 Haziran 2007 tarihinde Ankara’da dernekte sevenleri ve dostlarıyla birlikte kutlanmış, şair ile yapılan söyleşi yine Bizim Atabrı dergisinin Kasım 2007 21. Sayısında yayınlanmıştı.
Bazen o, yaşamına geriye dönüp kısacık hikâyeler sunardı bizlere. Şiirden söz ederken bir canlı varlığı anlattığını düşünürdünüz. Anlattığı her şey büyülerdi karşısındakini. Anlattığı ufak anekdotlarının içinde bile büyük bir hikâyenin varlığını hissederdiniz. Aman arada bir şey kaçırmayayım diye dikkat kesilirdiniz dinlerken.
O, 01 Temmuz 1919 günü Borçka Demirciler Köyünde doğmuş. 1930-1935’te Borçka İlköğretim Okulunu, 1938-41 İstanbul Erkek Lisesini, 1941-44 arası İstanbul Askeri Tıp, 1947-1950 arası ise İstanbul Edebiyat Fakültesini bitirmiştir.
Uzun yıllar Yahya kemal ve Necip Fazıl ve bir çok ünlü şairle birlikte olan Çelebi, şiirde mükemmeli aramış bir şair olarak tanınmıştır. Doksanına merdiven dayamış halinde bile, genç bir şairin dinamizmi ve heyecanını onda bulabilirdiniz.  Kanser tedavisi gördüğü Cebeci Tıp Fakültesinde 5 Eylül 2008 tarihinde aramızdan ayrıldı. Kendisi çok uzun yıllar gurbette yaşamış, vasiyeti üzerine cenazesi doğduğu topraklara götürülerek Borçka’da defnedildi.
Çelebi’nin Kuğuçin ve Cemre isimli kızları ve torunu Kerem Sualp’i 12 Eylül günü Çayyolu’ndaki evlerinde ziyaret Ettim. Kızları, ustayı bir babadan daha çok, iyi bir dost, arkadaş olarak tanımlıyorlar. Hele süt beyazı kızılsarı gözlü kedisi polen, ustanın çalışma odasında ki yatağını boş bırakmayıp, kıvrılmış yastığının ucunda yatıyordu. Sanki usta biraz sonra gelip daktilosunun başına geçecekmiş cesine çalışma masası, kitapları, sandalyeye düzenli bir şekilde konulmuş kıyafetleri olduğu gibi duruyordu. Beli ki kızları ustanın anısına saygılarından ötürü, odasına dokunmamışlardı.
 Kızları babalarını anlatırken üzüntüleri yanında nasılda gururluydular… Her sabah erken kalkar kızlarına zorla greyfurt ve portakal suyu içirirmiş. Kendisi ise her sabah ortalama yedi km. yol yürürmüş. Kızı Kuğuçin; “Babam ölene kadar düşüncelerinden (sosyalist) asla taviz vermedi, ama başkalarının fikirlerine hep saygılı oldu, bize de saygılı olmamızı öğütlerdi”. şeklinde açıklıyor. “Kendisi oruç tutmadığı halde, Annem ile ben oruç tuttuğumuz için asla bizden önce yemeğe başlamaz, biz iftarımızı açınca o da yemeğe başlardı”. diyor ve devam ediyor diğer kızı Cemre, “Nasıl bir iş olursa olsun, yaptığı her işi çok ciddiye alır,  verdiği sözden asla caymaz, mutlaka yerine getirir, asla maddiyata önem vermezdi ”.  diye sürdürüyor anlatımlarını.  En büyük acıyı torunu Kerem Bey hissediyor gibi geldi bana.  Belli ki doğumundan bugüne kadar dedesini her ihtiyaç duyduğunda yanında bulmuş. Bir arkadaş gibi yan yana büyümüşler sanki. Kendisine “Kerem Baba” diye hitap ettiğini söylerken yüreğinin kabardığını hissettim.  Rahatsızlığından ötürü eşi Sevinç Hanımla görüşemediğim için çok üzüldüm.    
                Şiir ustası Hasan Çelebi’nin, bu güne kadar Borazan (Taşlama şiir), İkiz Kuşku (Taşlama şiir) ve Mağara Resimleri adlı üç şiir kitabı yayınlanmıştır. Borazan isimli kitabından aldığım, günümüz koşullarına uygun olduğunu düşündüğüm KURUSO KRALI başlıklı şiirini siz değerli dostlarımızla paylaşmak istiyor, usta şairimizin ailesinin, dostlarının ve yakınlarının acılarını paylaşıyor, kendisini özlemle anıyorum.
KURUSO KRALI
Evvel zaman içinde şişman bir kral varmış, / Şişman, ama ne şişman eni boyu kadarmış. / Kral bu, yardakçısı çokmuş, yağdanlığı çok, / Buyruğu yasa, keyfi kural, gam yok tasa yok. / Gemisini kurtaran kaptanların kaptanı / Sunmuş o kaptanların güdümüne vatanı. / Resmileşmiş rüşvetle vurgun onun gününde / Engel çengel kalmamış yolsuzluğun önünde. / Namus, o soyu sopu tükenmiş bir yaratık / Onur, miadı dolmuş asker postalı, atık. / Tek ülkü, tek parola; dangalaklığı bırak / Minareye kılıf dik, köşeyi dönmeğe bak./ Bu cüce düşünce bu cüce dünya görüşü / Liliput sürüsünün olmuş en büyük düşü.
Kişinin başına hep devlet kuşumu konar,/ Bazen de gelir koca bir deve kuşu konar. / Kral pis bir illete tutulur birden bire / Saltanat sarhoşluğu başlar vermeğe fire, / Yüzünüze gülsuyu gaz çıkaramıyormuş, / “Ah, bir yellenebilsem kurtulurum,” diyormuş. / Bir adam, “Ben kralı iyileştiririm,” der / Yalnız, ücret olarak doğduğu ili ister. / İki eli karnının üstünde der ki kral: / “Beni bundan kurtar da ne dilersen onu al.”
Adamın çantasından çıkarıp verdiği hap / Midesine indikten az sonra haşmetmeap / Öyle bir koyvermiş ki kediler dama kaçmış, / Nöbetçiler korkudan havaya ateş açmış. / Çevre halkı uğramış tevatür bir paniğe, / Ya yıldırım düştü ya bomba patladı diye. / Kralsa derin bir “ohh” çektikten sonra, “bir il / Bu büyük hizmet için azdır,” demiş, “çok değil” / Çok geçmeden kralın karnı şişince yine / Bir il daha geçmiş o yabancının eline. / Ve giderek giden il sayısı beşi bulmuş, / “Her şey halkımız için,” denip halk uyutulmuş. / İl il satılırken bir osuruk hapına halk, / “Ey millet uyan artık uyan ve ayağa kalk” / Diye, bağıran yokmuş ne bir örgüt ne kişi / Bundan ötürü kral kolay görmüş işi. / En sonu anlaşılmış ki gidişin sonu yok, / Sarayda o konudan başka ciddi konu yok. /Bilginlerle yazarlar güçlü bir örgüt kurup, / Sonra beş kişilik bir kurul huzura varıp / “Majesteleri,” derler “bitmiyor mu derdiniz, / Ülkenin yarısını osuruğa verdiniz.” / Kral söylenenleri sırıtarak dinlemiş, / Sonra iki elini yana açarak; / “Ben mi verdim, osurta osurta aldı,” demiş. (Borazan S: 11-12)
                Hoşça kal Hasan ağabey, sen gönlümüzde ve şiirlerimizde hep yaşayacaksın.

Bu makale 1946 kez okundu.